HİDE

Grid

GRID_STYLE
false
TRUE

blog

HIDE_BLOG

Classic Header

{fbt_classic_header}

Header Ad

HABERLER

latest

BEN KÜÇÜK BİR KADINIM 4. BÖLÜM 2

Zeynep daha çocukmuş... Yaşadığı hayat buymuş. Ve farklı bir hayat yaşayabilme olasılığını bile düşünemeyecek kadar küçükmüş. Gizli...





Zeynep daha çocukmuş... Yaşadığı hayat buymuş. Ve farklı bir hayat yaşayabilme olasılığını bile düşünemeyecek kadar küçükmüş.

Gizli gizli ağlarmış bazen. İçinden yükselir gelirmiş ağlamak... Öyle sessiz sessiz gizli kaçak... Ağlarmış... Tabi dayak yediğinde yaygarayı basarmış. O zaman kim olsa ulu orta ağlar değil mi ya? Abisine sığınırmış kimi zaman. Halil İbrahim ona :

-Abem, az galdı. Az daha sabretcez. Ben accık daha böyüyen. Gidip anamı bulucen. Kim ne derse desin. Anam unutmamıştır bizi. Beni görünce gardeşini de al gel deecek. Ben biliyom. İşte o zaman seni de gelip alcem, anama götürcem. O zamana gadar dayancez. Tamam mı gara gız"

Zeynep böyle zamanlarda umutlanırmış. Bir yerlerde bir anası var. Ve bir gün ona kavuşacakmış. Abisi alıp anasına götürecekmiş onu. Ama abisinin daha bıyıkları bile yokmuş. Ohooo ooo... O zamana kadar dayak yiye yiye kesin ölürüm diye de düşünmüyor değilmiş.

Zeynep daha çocukmuş. Önünü ardını düşünecek kadar büyümemiş henüz. Kimi zaman yiyeceği dayağa, azara aldırmadan acıkan karnından gelen spazmları dindirmek için, çıkınların içinde ne bulursa korku içinde atıverirmiş ağzına. Yakalanırsa çok çekermiş üvey anasından...

Bazen çok üşürmüş. Yaptığı işi bırakıp azıcık ısınıvereyim diye geçermiş ocaklığın karşısına, hem de ahardaki ipleri çiğnemesi gerekirken... Hop bi yumruk daha sırtına… Çocuk aklı işte, dayak yiyorum yapmayayım diyemezmiş. Düşünemezmiş. Çünkü bir türlü neden dayak yediğini anlayamazmış. Ona verilen işi bitirmeden dalıverirmiş oyun oynamaya. Hadi bi bağrış çığrış, biraz daha kötek… Gerçi kardeşleri de nasibini alırmış almasına ama en çok Zeynep… En göze batan Zeynep… En çok itilen kakılan Zeynep…

Evleri küçücükmüş. Bir sürü çoluk çocuk üst üste ocaklığın çevresine serilen yer yataklarına sokulur uyurlarmış. Ama Zeynep için o odada yer yokmuş. Minik bedeni sıcak odaya sığmıyormuş. O yüzden geceleri yattığı yer soğuk tezgah odasındaki eski bir döşeğin üstüymüş. Görenlerin, köpek bağlasan yatmaz burada dedikleri perişanlıktaki yer döşeğinde...

Perişanlığını umursamaz, küçücük bedeniyle kıvrılır yatarmış. Soğuk suların içinde çırpına çırpına, soğuk odadaki yatakta üşüte üşüte, uykusunda altını ıslatır hale gelmiş. Her gece derin uykusunda işer, uyanamaz; üstündeki incecik örtüyle titreye titreye sabahı edermiş. Sabah olunca korkudan saklanmak istermiş ama analığı eliyle koymuş gibi bulurmuş onu. Kıyametler indirirmiş tepesine. Çırka çırka, vura vura giysin diye başka paçavralar atarmış önüne. Çarçabuk giyinir analığının gözüne görünmeden sofrada nereye otursamın derdine düşermiş. Bilmezmiş ki üzerine sinen sidik kokusu yüzünden farkedilmemek mümkün değil...

Yaz gelince günler daha güzel geçermiş. Hiç olmazsa dondurucu soğuğun kemiklerini kıran baskısından kurtulurmuş. Gerçi işler iki katına çıkarmış. Zeynep kardeşlerine bak! Zeynep ip çiğne! Zeynep tezgaha geç! Zeynep! Zeynep! Zeynep!

Babası Ülfet'in bunlardan ne derece haberi vardı bilemiyorum. Müdahale edemediğine göre çok fazla olmadığını tahmin edebilirim. Ya da belki zaman içinde bu duruma o da duyarsızlaşmıştı. Ya da belki ilk göz ağrısı Hatice'nin intikamını alıyordu sessizce. Kim bilir? Çok dayak yemiş Zeynep. Çok örselenmiş, hırpalanmış. Üvey anası çok öfkelendiğinde demir mekik, seyrek de olsa burnuna yine yumrukla çakılmış... Ne görgü öğretilmiş ona ne adap. Ne de kız çocuğu olmanın naifliği.

Zeynep daha çocukmuş... Ama aptal değilmiş. Hem akıllı, hem de meraklıymış. Çevresinde olan bitene karşı duyarlıylıymış. 7 yaşlarındayken mahallelerinde çok sevdiği Halime nine ölmüş. O günden sonra sık sık ölümü düşünür olmuş. Acaba ölüm nasıl bir şeymiş? Daha geçen gün evlerine gelen komşuları Emine nine:

“Şu ağrılardan bıkdım usandım gari. Ölüvesem de gurtulsam. Sabahı sabah ediyon gızım, yatak yastık diken oluyo. O yana dön, bu yana dön… Ezanlaa okunurken ben ta uyuuycen deye uğreşip duru oluyon.”

Diye üvey annesine dert yanmaya başlamış. Zeynep çok zamandır zihnini kurcalayan ölüm hadisesini duyunca dayanayıp merakla:

“Nene, ölünce ne olunuyor? Nereye gidiliyor? Halime nene ölünce toprağa gömdüle. Orda ağzına burnuna toprak gaçmeyo mu? Nasıl nefes alıyo? Bunalmeyo mu?”

diye sormuş. Emine nene gülümseyerek

“Naha Zeenep, güldürdün beni. Ölülee nefes almaz ki nenecim. Ölünce nefes almeye gerek galmeyo. Eyi olan cennete gidiyo, kötü olanlaa cehenneme…”

demiş. Zeynep kendini bildi bileli duyarmış bu yerleri. Hatta cehennemi her gün duyuyormuş. Analığı ona her kızdığında “cehennemin dibine git gözü kör olasıcanın sidiklisi!” diye bağırırmış. Analığı onun gitmesini istediğine göre demek ki cehennem kötü bir yer olmalıymış.

“Nene, cennet nasıl bi yer? Nasıl gidiliyo oreye? Toprağın altında soğulcan gibi sürüne sürüne mi gidiliyo?”

diye sormuş. Daha da soracakmış ama analığı:

“Ne sorup duruyon, ne etcen acaba? Accık bi sus iki kelam edelim. Çenen düşdü böyün”

diye azarlamış onu. Ama bu sorular Emine nenenin hoşuna gitmiş. Yine gülümseyerek başlamış anlatmaya.

“İnşallah sürüne sürüne gitmecez. Cehenneme gidenlee belki ööle gidelee. Ben o gadarını bilimen. Emme ölen toprağın altında olduğunu bilmez. Aynı düşteki gibi. Uyuruz emme başka yerlerde doleşiriz ya. İşte ööledir toprağın altıda gızım. Vücudumuz orda yatar emme biz başka yerleedeyizdir. İnşallah biz cennete gidenleeden oluruz."

Ardından gözleri dalmış, derin bir ah çektikten sonra anlatmaya devam etmiş.

"Cennet çok gözel bi yer a gızım. Her yerde horilee vaa. Meleklee vaa. Yemyeşil ortalık. Envai çeşit çiçek halı gibi serilip duruu. Şarıl şarıl şerbetlee akan ırmaklaa vaa. Hiç akşam olmeyo. Hep gündüz. Iscecik her yer. Ilık ılık rüzgarlaa esiyoru orda. Üşümek yok. Ağrı acı çekmek yok. Canın ne isderse yapıyon. Herkes tiril tiril, tertemiz. Kirlenmek deye bi şey yok cennette. İşemek sıçmek bile yok. O gadaa temiz. Yeycez, içcez o gadar. Ne güzel deemi? Allah inşallah hepimizi cennetine goysun.”

Hemen ellerini açıp amin diyerek yüzüne sürmüş.

"Eyi dinledin deemi beni gızım. Korkulucek bi şey değil. Sen daha güccüksün. Şindi ölmezsin. Önce benim gibi goceecen. Ondan keri zamanı gelince ölüp cennete gitcen".

Zeynep bunu duyunca sevinse mi, üzülse mi bilememiş. Yine de başını bir kaç kez sallayarak onaylamış. Aslında o sırada çok zamandır aklında olan soruyu nasıl soracağını düşünüyormuş. Çekinerek, gözlerini analığından kaçırarak Emine nineye doğru sokulmuş. Kulağına yaklaşıp usulca fısıldayarak

“Nene, çocuklaa analarıyla mı olcek cennette ?”

Emine nene çok acımış küçüğün haline. Bu soru pek dokunmuş ona. Analığı ise fısıltıyla söylemesine rağmen sözlerini duyup, eline geçirdiği ocaklık maşasını fırlatmış. Zeynep'in bacağına çarpan maşa "şaarrkkkk!" diye ses çıkarmış.

“Çok biliyon sen herşeyi. Bi susmadın giddi. İki laf ettirmedin bize. Anasıylamı olcekmiş. Ana çok lazımdı sene. Seni seveydi benim başıma davın etmezdi. Hem ne etsin senin gibi sidikliyi? Ben ana olamamışın demek sene. Burnundan gelsin yedirdiklerim, içirdiklerim…”

Pek sinirlenmiş. Zeynep'in annesini arıyor olması çok dokunmuş ona. Durdukça kabarmış. Emine Nine sakinleştirmeye çalışmış.

“Du gızım. Neye sinirleniyon hemen. Daha güccücük işey. Bilipte mi soruyo? Duu bi accık. Sene de yazık şuncaza da yazık. Hem analı guzu kınalı guzu demişlee. İllâ sorcek anasını, areecek. Bu yaşta ben bile halâ anam oleydi deyom. Sen kötü olduğundan değil a gızım. Daha aklı ermediğinden. Gızma, günahtır yavrum.”

Sonra dönmüş Zeynep’e. Bakmış, kara gözlerini merakla dikmiş ona bakıyor. Bi kez daha burulmuş yüreği. Zavallıyı mutlu etmek istemiş, sorunun cevabını vermiş.

“Cennette herkes en çok kiminle olmek isteyosa onunla olcek. Aneylen, bubeylen, gardeşlerlen. Hele çocuklaa direk cennete gitceklee. Onlaa ne isterse hemencik oluvercek. Ne gada güzel deemi gızım.”

Zeynep, maşanın bacağında bıraktığı çürük acısını bir anda unutuvermiş. Hatta keşke o maşa onu öldürseymiş çok mutlu olurmuş. Ölüp anacığıyla cennette kavuşmak, doya doya öpüp koklamak... Analığının dikkatle onu gözlediğinden habersiz hayallere dalıvermiş. Anasının onun başını okşadığını, saçlarını taradığını... Yüzünü avuçlarının içine alıp ısıttığını... Sıcacık koynunda sarılıp uyuduğunu... Birlikte yeşilliklerin, çiçeklerin üstünde yuvarlandığını…

Ölünce bu kötülüklerle dolu, acıyla dolu dünyadan kurtulacağını düşünmeye başlamış. Günlerce belki de haftalarca bu düşünce içinde büyümüş. Her kötek yediğinde, her itilip kakıldığında, bedeni soğuktan hissisleşip acıyı bile unuttuğunda… Yine de emin olamıyormuş. Ya ölmek Emine ninenin dediği kadar güzel değilse. Ya ölünce analığının dediği gibi cehenneme gidecekse. Ya orada zebaniler onu kor olana kadar yakarsa...

HER PAZARTESİ YENİ YAYIN

ROMAN PROJESİ BECERİKLİ KADIN'IN -HATİCE ÖZTÜRK- NOTER ONAYLI ÇALIŞMASIDIR. BÖLÜMLERİN HERHANGİ BİR YERDE İZİNSİZ YAYINLANMASI, KOPYALANMASI, DAĞITILMASI, PAYLAŞILMASI VB DURUMLARDA HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILACAKTIR.

2 yorum

  1. Önce kimim beni okumakla başladım işe. Seni tanıyorum ama bir de bu şekilde tanımak istedim ablam :). Sonra romanına geçtim. Görmüştüm yazmaya başladığını ama okumamıştım. Başladım okumaya...neler hissettiğimi anlatmaya gücüm yetmez inan. Şu an yazarken bile ağlıyorum ve bittikten sonra devamını aradım. Bu hislerle yarım kalmamalıydı:(( hani genelde romanları okurken ya da bir hikaye veya buna benzer şeyler okurken ben öyle bir kaptırıyorum ki kendimi uzaktan izleyerek o an yaşıyorum. Bu zamana kadar birşey okurken bu kadar ağladığımı hatırlamıyorum inan ki ablacim, o uzaktan izleyip yaşama duygusunun önüne öyle bir geçti ki anlatamam. Yazarak anlatmaya çalışıyorum fakat sanırım beceremiyorum. Anne olarak okumak daha bir yaraladı. Herkesin yükü kendine ağırdır belki ama kendim için diyorum, yaşadıklarım ağırdı ama şu okuduklarım kadar acıtmamış içimi onu anladım. Gelip gerilesi acılardan değilmiş. Hepsi nur içinde yatsın. Allahım cennetinde kavusturmustur onları eminim. Senin adının nerden geldiğini bir kere daha öğrendim ve anladım ki çok benziyorsun anneannene. Her şeye rağmen dik, dirayetli,sabırlı ve güçlü bir kadınsın. Romanın bittiğinde en basindan yine okumak istiyorum ama kitap olarak basılmış şekilde inşallah. Dualarım seninle ablam. Zaten çok okuyan birisin, bitince en basindan kendi kitabını okursun :) imzalatmak için geleceğim yanına :) Elinin değdiği ne varsa güzelleşiyor sen gibi. Harika desem yetmez... sevgiler öpüyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gülder'im... Hepimizin hayatında derin acılar yok mu? Hep bi ayakta kalmak ve hayatta kalmak için nedenler aramıyor muyuz? Kimimiz uzun yılları böyle kahredici geçirirken kimimizin daha kısa sürüyor. Umarım seninki kısa sürer. Ben yazarken, okuyanlar da okurlarken ağlıyorlar biliyorum. Çünkü yaşadıklarımızın şekilleri farklı olsada hissettirdiği acı, kırıklıklar aynı. Kendimizi ister istemez Hatice'nin ya da belki kimimiz Zeynep'in yerine koyuyoruz. Empati yapıyoruz. Yine yaralanıyoruz...
      Dünyada hiç bir kadın, hiç bir çocuk ve aslında hiç bir insan hor görülmemeli, itilip kakılmamalı, işkence görmemeli.
      Keder gelecekse Allah'tan gelsin, katlanmak daha kolay. Kuldan gelince ise...

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim.