HİDE

Grid

GRID_STYLE
false
TRUE

blog

HIDE_BLOG

Classic Header

{fbt_classic_header}

Header Ad

HABERLER

latest

BEN KÜÇÜK BİR KADINIM 7. BÖLÜM 1

BÖLÜM 7 Şafak vaktiyle birlikte Darıveren'e girdiklerinde uzaktan Hacı Süleyman'ın oğulları Selahattin ve Muhittin'in sil...



BÖLÜM 7


Şafak vaktiyle birlikte Darıveren'e girdiklerinde uzaktan Hacı Süleyman'ın oğulları Selahattin ve Muhittin'in silüetleri görünmüş.  Sabahın serinliğinde eşeklerini bağladıkları ceviz ağacının altında bekliyorlarmış.

Hatice atının üzerinde eğilip, ergenlik sivilceleriyle kabarmış yüzlü  Selahattin'i göstererek Zeynep'e:

 -Zeynep gızım, bak bu Süleyman bubanın oğlu Seleddin. Seni ona vercen.

diye takılmış. Zeynep çocukça kıkırdamış. Ama Selahattin'i de dikkatle süzmeyi ihmal etmemiş. Biraz düşündükten sonra:

"Ben bu bişmiş erik suratlı oğlana varmam" 

demiş. Bunu duyan Hacı Süleyman pek bi gülmüş. 

-Gııı, nesi vaamış benim oolumun? Bi seneye geçer onun sivilceleri sonra "tüh gari keşke varseydim" dersin

Zeynep aynı kararlılıkla:

-Cıık. İsdemen. Başkası varsın ona. 

Oysa Selahattin atın terkisinde oturup anasına sıkıca sarılmış bu tombalacık yüzlü, çıkık elmacık kemikli, çekik kara gözlü, küçücük ağızlı kızı gördüğü anda vurulmuş. Üstelik kıkırdayarak kendisi için söylediği sözü de duymuş. İçinden "görcez bakaam, varcenmi bene, varmecenmi? Bende Seleddin'sem seni alcen! diye geçirmiş.

Nihayet Darıveren'de Kayalar mahallesindeki evlerine ulaştıklarında ortalık bayram yerine dönmüş. Yeni kardeşleri ona, en az bırakıp geldiği kardeşleri kadar sıcak davranmışlar. Sarıp sarmalamışlar çevresini. Kızlarla hemen anlaşmışlar. Zahide evli olduğundan elinden geldiğince ablalık yapıyormuş ona. Nadire'yle Rafiye ise Zeynep'e yakın yaşlarda olduklarından daha bir başka yaklaşmışlar. Bir kere çok komik kızlarmış. Çok şakacı… 

-Gıı, sizin orlarda gızlaa nasıl goceye gidiyo?

diye sormuş Nadire hemen. Zeynep heyecanlı heyecanlı kızlar pazarını anlatmaya başlamış:

 -Bizim orda pazar guruluyoo. Analaa bubalaa gızlarını alıp oreye gidiyolaa. Bekar oğlanlaa da gidiyo bazar yerine. Ondan sonra oğlanlar beğendikleri gızı evine gadar takip ediyoo.  Evini öğrenince anasını bubasını gönderip istetiyoo"…

-Aboooo. Gızları bazaadamı buluyoolaa gıı. Ne gada komiğimiş. 

Kıkırtılar hemen başlamıştı. Üç kızın olduğu yerde kahkahalar eksik olurmu? Zeynep ilk görüşte çok sevmiş onları. Hiç birinde kıskançlık fesatlık olmayınca öyle kolay kaynaşmışlar ki… Kendinden küçük kardeşleri Ayhan ve Hüseyin'i de çok sevmiş. 8 yaşındaki tombul tombalak Hüseyin yanına gelip "abaa, abaa" diye dört dönmeye başlamış. Ayhan ise çatık kaşlarının altından merakla süzüyormuş yeni ablasını. O hali çok sevimliymiş. Velhasıl kelam yeni kardeşlerine hemencecik ısınmış. 

Abilerine ise saygıyla karışık bir çekinceyle yaklaşmış. Selahattin hariç tabi. Baştan yapılan şaka yüzünden ona karşı mesafeli durmuş. Ama Muhittin ve İbrahim abisinin ona kol kanat gereceklerini hemen hissetmiş. Muhittin abisinin karısı Kezban'la, İbrahim abisinin karısı Sebahat'te abla gibi karşılamışlar onu.  Hepsi bir yana babalığı Süleyman gerçek babasını aratmayacak cinsten bir yakınlık göstermiş ona. Güven duymasını sağlamış.

Zeynep yeni yuvasına yavaş yavaş alışmaya başlamış. Yeni yeni adetler, gelenekler… Ayrıca burada hiç bir evde dokuma tezgahı yokmuş. Tezgah şakırtısı olmayınca kendini boşlukta gibi hissediyormuş.  Evlerin önündeki aharda iplik çiğnenmiyor, hayvanlar su içiyorlarmış.  En çok buna sevinmiş. Artık soğukta ayazda buzlu sulara girmeyecekmiş.

Bu köyde uzun yaz aylarında şafak vakti ovaya gidilir, ekilir, dikilir, çapalanır, ot ayıklanır, biçilir… Bütün köy çiftçilikle geçimini sağlıyormuş. Köyün toprakları çok bereketliymiş. Her türden meyve, sebze, tahıl yetişiyormuş. Her evin damında inekler, danalar, tosunlar... Derken yavaş yavaş işleri öğrenmeye, meraklı ve maharetli oluşu sayesinde kısa sürede kendine düşen işleri seve isteye yapmaya başlamış. 

Evleri tıpkı Yeniköy'deki evleri gibi çok kalabalıkmış. Hatice sabah ezanında kalkar toprak tencerede yemeğini ocaklığa koyar, kızlardan ya da gelinlerden hangisi o gün evde kaldıysa birlikte yufkalarını, bazlamalarını yaparlarmış. Ovadan gelen kızlar analarına yardım ederlermiş. Bulaşık, çamaşır… Oğlanlar köyün meydanındaki kahve yanına giderlermiş. Günün kalanında akranlarıyla oyunlar oynar sohbetler ederlermiş. 

Hatice için kızları iyi yetiştirmek önemliymiş. Özellikle kızı geldikten sonra diğerlerinden ayırdı, kayırdı demesinler diye kızdığı zaman hepsine bir kızar, övdüğü zaman hepsini bir tutarmış. Evlenip gittikleri yerlerde yaptıkları işler yüzünden itilip kakılmasınlar diye ev işlerinde azami titizlik gösterirmiş. Yıkanan bulaşığı beğenmezse hangisinin yıkadığına bakmadan tüm kabı kacağı sinisiyle birlikte topladığı gibi avluya atarmış. Tangırtıyı duydukları gibi üç kız birlikte kaçarlarmış. Hatice arkalarından bağırırmış:

-Sizi garı deye hangi adam alııı? Daha buleşik yıkayameyonuz, naha gara canından yanmeyesicelee sizi. Topleen gelin şunları. Doğru düzgün yıkayın bakem!

diye  bi güzel kalaylarmış bunları. Kızlar kaçıştıkları yerde sinerler, ardından kıkırdaşırlarmış. Hatice ise 26 yaşında 8 çocuğun üstüne gelin gelipte, onlara annelik yapmak, eksiklerini gediklerini tamamlamak, tertipli düzenli olmalarını sağlamak için tatlı sert disiplin altında tutmaya çalışırmış onları.

Yerde sıra sıra yatan küçüklü büyüklü çocukların yanına bir yatak ta Zeynep için serilmiş. Hüseyin'le, Ayhan ablalarının yanında yatarlarmış, Selahattin, dip köşeye atılırmış. Ne de olsa evdeki bekar delikanlı o…

Zeynep geceleri yatağını ıslatmaya devam etmiş. Çoğu sabahı sırıl sıklam  uyanırmış. Çok ama çok utanırmış. Kâh Hüseyin kâh Ayhan babaları ablalarına kızmasın diye:

-Buba, ben işemişim. Üşüttüm ellem. Hiç habarım olmamış" 

derler, babalarının hiddetine göğüs gererlermiş.  Hatice elbette durumun farkındaymış. Kızının çektiklerinden sonra böyle bir sorunun olmasını da çok görmüyormuş. İlk zamanlar aramızda rahatladıkça düzelir diye düşünüp sesini çıkarmamış. Bakmış görmüş ufaklıklar Zeynep'i korumak için babalarından dayak yiyorlar, dayanamamış.Açılmış kocasına:

-Adaaam… İşeyenle çocuklaa değil. Yazık vurup durma onlara. Zeynep işeyoo. Zamanında yavrum soğuk yerlerde yata yata beli düştü elleem. Gece tuvaalete kaldırıyon emme gine de işeyoo. Soğuk iyice içine işlemiş yavrumun. Bu zamana gadar düzelir deye bekledim. Sene söylemeye de utandım bi türlü deyemedim. Emme Üsen'le Ayhan'ı dövünce... Yazık, elleme bi daha çocukları emi" 

demiş. Hacı Süleyman bu duruma çok üzülmüş, kahırlanmış. Bu sorunun neredeyse gelin kız olacak olan Zeynep'in, zamanında yaşadığı kötü yaşantıdan kaynaklandığını anlamış. Anlayışla karşılamış. Kimseye duyurmadan Zeynep'in bu sorunu için hocalara gidip muskalar yaptırmış. Fayda etmemiş. Sormuş soruşturmuş. Bir gün  sanki başka birinin kızının başında bu dert varmış gibi arkadaşlarına anlatırken, yukarı köyden Hacalinin Ellez:

-Abee. Onun çaresi vaa. Çekirdeğin gabuklarını yakıp, küllerini çocuğa yedirecekleee. Şırp deye kesilii. Bizim biraderin oğlunda vaadı bu dert. Bööle gurtuldu. Külleri yediği günden beri bi damla düşüümedi maşşallah.

Bunu duyan Hacı Süleyman vakit kaybetmeden çekirdek almış getirmiş eve. Çocuklara:

-Topleşin bakeen! Bakın ne aldım size. Oturun böyün bu çekiidekleen hepsini yeyin. Gabuklarını sakın aten demen. Bene lazım.

Çocuklar şaşırmışlar. Ama sorgulayacak halleri de yokmuş. Oturup afiyetle yemişler çekirdekleri. Kabukları da babalarına vermişler. Hacı Süleyman koyduğu bi tenekenin içinde yakıp kül etmiş kabukları. Zeynep'in yediği yemeklerin içine karıştıra karıştıra yedirmiş ona. Gerçekten de sonrasında Zeynep altını ıslatmayı bırakmış. Bu sayede hem kendisi hem de kardeşleri Hüseyin'le Ayhan derin bir nefes almışlar.

Hacı Süleyman dışarıdan bakıldığında sert mizaçlı biri gibi görünsede derinlerinde çok yufka yürekli, vicdanlı, merhametli bir adammış. Zeynep'in geçmiş hayatında ne denli örselendiğini, sadece örselenmekle kalmayıp sosyal hayatla ilgili hiç bir şey öğretilmediğini, dinden imandan habersiz olduğunu gözlemiş. Yavaş yavaş ona sosyal hayatın gereklerini öğretmeye başlamış. Oturup kalkmayı, besmele çekmeyi, namaz kılmayı, ayetleri, görgü kurallarını... Zeynep'in zihni aç kurtlar gibi saldırmış bilgilere. Süleyman babasının okuduklarını hemen ezberine alıyormuş. Öğrettiklerini hemen uygulamaya koyuyormuş. Pratik zekalı ve meraklı oluşu Hacı Süleyman'ın öyle hoşuna gidiyormuş ki... Hediye ettiği tülbenti bağlamayı beceremeyen bu tatlı kıza onu bile öğretmiş. Sırtını sıvazlaya sıvazlaya, başını okşaya okşaya... Kendi kızlarından ayırmamış. Evlat diye bağrına basmış.

Zeynep artık kendini güvende hissediyormuş. Huzurluymuş. Kardeşleriyle ve abileriyle birlikte ovaya gidip birlikte güle oynaya çalışırlarmış. Yorulduklarında mola verirler, ağaç gölgesine oturur toprak testiden ayranlarını içerler, hikayeler eşliğinde çökelek, domates, biber, soğan, çıkınlarında ne getirdilerse hep birlikte yerlermiş. Her şey çok güzelmiş. Eve geldiklerinde analarının yaptığı sıcacık tarhana çorbasına mis kokulu yufka ekmeğini bandırıp yerken az çok demez şükrederlermiş. Bu kadar kalabalık olunca arada sırada elbette kavgalar da olurmuş ama kimse kin tutmaz kısa sürede barışırlar, kaldıkları yerden hayatlarına devam ederlermiş.

Bazen rüyadamıyım acaba diye düşünürmüş Zeynep. Acaba bu yaşadıklarım gerçek mi? Bu evdeki yaşantısından çok memnunmuş. Yinede ara ara babası Ülfet'le kardeşleri düşermiş aklına. Yüreği hasretle sızlarmış. Özlermiş onları...

Hayatları kendi tek düzeliğinde akıp giderken, bir gün Hacı Süleyman elinde bir kağıtla çıkıp gelmiş köy meydanından. Yüzü endişe içindeymiş. Hatice kötü bir şeyler olduğunu anlamış.

 -Hayıııdır adam? Bişeee mi oldu? Kötü bi habar mı aldın. Yüzün gözün değişmiş. Önkü elindeki ne? 

Hacı Süleyman:

-Hayır olcek inşallah Hatca. Sen bi Zeeneb'i de çağır. Hep beraber bi gonuşalım.

Hatice paniklemiş. Zeynep'le de ilgiliyle zaten kesin kötü bir şeyler olmuştur diye düşünmüş. Koşup hayattan seslenmiş kızına. Sesi duyan Zeynep sokakta oynadıkları oyunu bırakıp gelmiş eve. Merak içinde annesine:

-Buyur ana. Bi şey mi isteceedin?

Hacı Süleyman:

-Otur gızım. Şindi size anlatceklerim vaa. Korkucek bi şey yok. Çok şükür ben taa ölmedim. Sakin sakin dinleyin beni. Hatcaa, sende sıkılen deme. Dediğim gibi korkulucek bi şey yok. Evvel Allah bu badireyi de atlatırız. 

Hatice daha da endişelenmiş:

-Adam, ne oldu bi deyivesene. O kağıtta kötü bi şey vaa deemi?

Hacı Süleyman başını onaylayarak sallamış:

-Bu kağıt maaakemeden geldi. Gızım, buben bizi maakemeye vermiş. Benim çocuumu gaçırdılar deye davacı olmuş. 

Bunu duyan Hatice'yle Zeynep allak bullak olmuşlar. Betleri benizleri atmış. Zeynep tam olarak algılayamasa da kötü bir şeyler olacağının farkındaymış. Bir yandan özlediği babasını da göreceği için heyecanlanmış. Ama onunla gitmek istemiyormuş. Sadece bi kerecik görse yetecekmiş.

Hatice yalvaran gözlerle Hacı Süleyman'a bakıyormuş. Hacı Süleyman:

-E ben baştan ne dedim size? Biz ta ölmedik evvel Allah demedim mi? Neyi bu haliniz. Durun bakaam. Her şeyin bi çaresi vaadır. Zeenep bizim gızımız gari. Kimselere vermeyiz biz onu. Yalnız maakeme önümüzdeki hafta gurulucek. O gün aklan gök belli olcek. Maakemede dencek çok şey vaa emme, yarın böyün bu çocuk bubasıyla görüşmek istecek. Ne de olsa atası onun. O yüzden gırıp dökmeden halletmek lazım bu işi. 

Sonra Zeynep'e dönmüş:

-Gızım, maakemede hakim sene sorucek. Kiminle yaşemek isteyon decek. Önce bene bi de bakem bi. Sen bizimle mi yaşamak isteyon, bubengille mi? Sakın çekinme gızım. Bubamgillen de desen biz sene küsmeyiz.

Zeynep hiç tereddütsüz:

-Ya'aa... Beni sakın göndermen oreye. Bubamı gardeşlerimi çok özledim emme gitmek istemeyom oreye. Ben eğer size yük olmeyosam burda galmek isterin.

Hacı Süleyman gülümsemiş:

-Tamam o zaman gızım. Biz de çok memnun oluruz burda galmandan. Zaten bu zamana gadar orda galdın. Şindi de anenle galma zamanı gari. Hakim sene kiminle galmek isteyon derse o zaman sakın anamla deyip kestirip atma. Çünkü buben seni anlamaz, küser. Gızım beni istemeyo deye ar eder. O yüzden gırma onu.

Bu sözleri duyan Hatice şaşkınlıkla:

-Eee ne etcek çocuk. Bubamı mı isteyon deecek? 

Daha devam edememiş. Gözlerinden yaşlar boşanıvermiş.

Hacı Süleyman elini eşinin elinin üzerine koyup:

-Dur Hatca ne kalkıvedin ayağa... Dur bakem bi accık sakin ol. Bak çocuğu da üzüyon. Hiç ööle şey olur mu? Vermecez gızımızı. Topla bakem kendini. Az bi sakin ol.  Zeenep. Gızım. Hakime decesin ki: "Hakim bey. Ben 13 yaşıma gadaa bubamılan yaşadım. Bubamı çok seviyon. Emme anamı tanımeyodum. Şimdi anamı tanımeye başladım. Irahatım yerinde. 13 yıl gadaa da anamılan yaşeyen. Eyice birbirimizi tanıyalım. Ondan keeri veren kararımı..." de. O zaman buben sene darılmaz, gücüne gitmez gızım. Hem de inşallah hakim anenin yanında galmana karar verii. 

Bu konuşmadan sonra ev halkı bir haftayı nasıl geçireceklerini bilememişler. Herkes diken üstünde... En çok ta Zeynep'le Hatice. Ya mahkeme onu babasına iade ederse... Ya gördüğü düşten bu kadar erken uyanırsa... Ya yine eski perişan hayatına geri gönderirlerse...


HER PAZARTESİ YENİ YAYIN


ROMAN PROJESİ BECERİKLİ KADIN'IN -HATİCE ÖZTÜRK- NOTER ONAYLI ÇALIŞMASIDIR. BÖLÜMLERİN HERHANGİ BİR YERDE İZİNSİZ YAYINLANMASI, KOPYALANMASI, DAĞITILMASI, PAYLAŞILMASI VB DURUMLARDA HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILACAKTIR


2 yorum

  1. Her hafta merakla bekliyorum romanınızı çok güzel

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu oldum canım. Çok teşekkür ederim 🙏💖

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim.