HİDE

Grid

GRID_STYLE
false
TRUE

blog

HIDE_BLOG

Classic Header

{fbt_classic_header}

Header Ad

HABERLER

latest

BEN KÜÇÜK BİR KADINIM 5. BÖLÜM 2

Hatice, Hacı Süleyman'ın onu kapıda bırakıp işlerini halletmeye gitmek yerine; yüzünde farklı bir ifade, bedeninde ayrı bir tela...





Hatice, Hacı Süleyman'ın onu kapıda bırakıp işlerini halletmeye gitmek yerine; yüzünde farklı bir ifade, bedeninde ayrı bir telaşla annesinin tahta merdivenlerini tırmanışına şaşırmış.

-Hayırdır adam, senin işlerin yokmuydu?

Hacı Süleyman arkasına bakmadan cevap vermiş:

-Hayır, hayır... Accık bi soluklenem ondan keeri çıkarın. Taa vaktim vaa.

Bir yandan da evdekilere seslenmiş:

-Anaaa, biz geldik. Nerdesin?

Hacı Süleyman hakikaten de telaşlıymış. Hatice kendi kendine "vaa bunda bi iş ya, duu bakaam" diye düşünmüş. Tahtalıktan ayak sesleri gelmiş. O sırada onlar da tahtalığa ulaşmışlar. Hayriye'yle, Fatmaana karşılamış onları. Hayriye muzip muzip:

-Hoş geldiniz hoş geldiniz. Ayooo, nerde galdınız bu saate gadar? Aaşam oldu ya. Naha sizi...
Hatice şaşkın şaşkın:

-Siz bizim gelicemizi biliyomuydunuz?

Fatmaana telaşla:

-Nerden bilelim gıı? Sen ne bakıyon Haariye'ye. Sizi görünce sevindi de şakıleşibaa...

Birbirlerine sarılmışlar. İçeriye buyur etmişler. Ümmü Gülsüm onları odanın kapısında karşılamış. Sevinçle karışık heyecanla:

-Ayoo, gızım siz mi geldiniz? Hoş geldiniz. Buyrun buyrun...

Hacı Süleyman önden girmiş. Hatice annesine sarılırken kocasının bir delikanlıyla kucaklaştığını ve ona duyamadığı bir şeyler söylediğini görmüş. İyice meraklanmış. Anasıyla sarılması bitince odanın orta yerinde dikilen delikanlı yanına gelip elini öpmüş, alnına koymuş. Hatice merakla sormuş:

-Misafiriniz mi vardı?Kim bu delikanlı? Daha önce hiç görmediydim.

Ümmü Gülsüm Hatice'nin sırtını sıvazlayıp:

-Görmüşündür aneciğim. Yanlız o zamanlaa çok ufağıdı. Ondan tanıyamamışındır. Otur bakam accık soluklan. Yoldan geldiniz, yorgunsunuzdur. Hatmanaa! Goş anam ayran getii. Hava çok ıscak, İçleri serinlesin bi...

Divanlara çökmüşler. Birbirlerine hâl hatır sormuşlar. Delikanlı gözlerini Hatice'ye dikmiş her anlattığını ilgiyle dinliyormuş. Bu hali Hatice'nin dikkatinden kaçmasa da, sohbete bir süre daha devam etmişler. Ayranlarını içip Darıveren'den, çoluk çocuktan bahsetmişler. Hatice daha fazla dayanamayıp yeri geldiğinde tekrar sormuş:

-E gari, bi deyiverin bi... Bu delikanlı kimdir? Bi yerlerden tanıcen emme bi türlü çıkaramadım.

Hacı Süleyman usulca karısına yaklaşmış. Delikanlıya da gözüyle işaret vermiş. Halil İbrahim endişeyle ayağa kalkıp Hatice'nin karşısında dikilmiş. Onun gözlerinin içine bakarak tedirgin bir şekilde:

-Ben Halil İbram'ın ana...

Hatice algılayamamış. Kafası karışmış. Kalp atışları hızlanırken:

-Kim Halil İbram? Hangi Halil İbram? Ana mı dedin sen bene?

Dönmüş eşine, anasına, kardeşlerine bakınmış.

-Bene ana dedi deemi? Halil İbram'ın dedi deemi? Ööle mi dedi?

Baktığı herkesin gözleri buğulanmış. Tekrar Halil İbrahim'e bakmış. Gözlerinden yaşlar akarken tekrar sormuş:

-Sen benim Halil İbram'ımmısın. Benim oolum Halil İbram'mı? Abooo... Gı deyive bi yo taaaa...

Halil İbrahim anasının ellerine sarılmış. Bir yandan öperken bir yandan:

-Anaaaa.... Benim ben. Senin oğlun Halil İbram'ın. Senin oğlunum ben anaaaaa....

Ağlayan delikanlı ellerine kapanmış. Sarı saçlı başı Hatice'nin kucağındaymış. Hatice bir anda feryadı basmış:

-Ooooluuummm! Halil İbraaam'ım! Gözümün nazlı garası! Geldin mi gariiii goca oolum benim. Sarı ooolum benim.... Hayalin gözlerimden hiç gitmedi yavruuuummm... Sizsiz uykulara dalamadım guzuuummm...

Goyverinde gır atım kişnesin
Fitil sarın yaralarım işlesin
Ardımdaki yavrularım nişlesin?
Anam! Kınalı guzuummm...

Gün doğuya bakaa, bizim evimiz.
Ayrılık gazelini döktü bağımız.
Günden güne ıradı gitti aramız.
Anam! Benim gaymak ooluum...

Gözyaşları sel olmuş akmış. Uzun uzun sarılmışlar ana oğul, uzun uzun ellerini tutup göz göze bakmışlar. Hatice kaldırmış, oturtmuş oğlunu. Boyuna posuna hayran olmuş. Yüzüne öpücükler kondurmuş.

Odanın içi sevinç hıçkırıkları, sevinç manileriyle dolmuş. Hacı Süleyman kendi oğluymuş gibi kucaklamış Halil İbrahim'i. Onu kendi nâmına rahatlatmak için:

-Ben bubenin yerini dutumam emme, bundan kerii beni de bi buben olarak gabul et.

Halil İbrahim bu karşılama ve annesinin eşinden gelen bu onaylamayla çok rahatlamış. Nenesi, teyzeleri, babalığı... Hepsinden önemlisi annesi... Yıllardır hayalini kurduğu şey gerçek olmuş. Kıvançtan kalbi göğsünden çıkacak gibiymiş.

Hatice ise hâlâ inanmayan gözlerle onu inceliyormuş. Nihayet evlatlarından birine kavuşmuş olduğuna şaşıyormuş. Derken kendini toparlayıp Zeynep'ini sormuş. Halil İbrahim tereddüt etmiş, gözlerini kaçırarak:

-Nasıı olsun ana, çok eyi. Ana deye sayıkleyo tabi. Ne de olsa anasızlık zor. Size çook selamı vaa. Anamı bulursen yanaklarından öpüve abee dediydi.

Kalkıp annesinin yanaklarını öpmüş, tekrar çökmüş yerine... Konuyu değiştirmek için:

-Sen nasılsın ana. Maşşallah eyi görünüyon. Halin vaktin eyimi?

Bu kaçamak cevap, oğlunun konuyu değiştirme çabası Hatice'nin gözünden kaçmamış elbet.

-Oolum, beni boş ver sen. Zeeneb'i bi deyive baken. Eyi değil yalım... Ne haldeyse dosdoğru söyle.

Halil İbrahim saklamanın faydası olmayacağını anlayınca doğruyu anlatmaya karar vermiş. Üzgün ve tedirgin:

-Zeynep çok perişan anam. Analıkla yıldızları bi türlü barışmadı. O yüzden çok çilesi vaa... Yolda görsen isteeci (dilenci) sanırsın. Yattığı yerde köpek yatmaz. Her işe koşar emme dayak yemekten kurtulumaz. Goca gız oldu emme işde... Tökezleyip (tersleyip) duruyo analık onu. Şindi gözü yolda beni bekleyodur. Geliiken ona söz veedim. Anamı bulucen, eğer gabul edeese seni gaçırıp anama götürücen dediydim. Ağleye ağleye yola goydu beni. Çok umutlandı. Eğee müsaade edeseniz geri dönüp onu gaçırıp getiricen anecim. Orda galırsa sonu eyi değil. Ya delirir, ya kendini öldürüü...

Bunları duyan Hatice ve ev halkı çok üzülmüşler... Oda ölüm evine dönmüş. Çok ağlamışlar, çok vahlanmışlar, yaslar etmişler… Hatice oğlunun sevincini yaşayamadan kızının derdine düşmüş. Ne yapacağını bilememiş.

Guzuyuken aldı götüüdü ırağa

Baharıdı gönlüm döndü gurağa

Gara gızım yörümeyi bilmezdi

El evine sığımamış mı gariiii...

Biraz sakinleştikten sonra müsade isteyip Halil İbrahim'i de alıp Darıveren'e dönmüşler. Orada üvey kardeşleriyle tanışmış Halil İbrahim. Üç gün üç gece kalmış. Kalmaya doyamamış. Ama artık dönmesi gerekiyormuş. Onu dört gözle bekleyen kardeşini daha fazla merakta bırakmak istemiyormuş. Akşam anasının kardığı hamuru, arapaşı çorbasına banıp yedikten sonra, sofrayı kızlar toplamışlar. Halil İbrahim beklemeden konuyu açmış:

-Aneciim, Süleyman buba… Durmanın doyumluğu yok. Emme aklım Zeynep'te. Onu ordan gurtarmadan içim rahat etmeecek. Şindi merak içinde beni beklep durudur. Müsaade edin yarın erkenden yola çıken. Giden müjdeyi veren ona. Sonra gari iş onu da alıp getirmeye galsın. Fırsatını buluu bulmaz ikimiz bi gaçar geliriz.

Demiş.

Hatice bu haberle karma karışık olmuş. Bir yandan yeni kavuştuğu oğluna veda etmek yüreğini dağlarken, diğer yandan eziyet gören kızına kavuşacak olmanın ümidi ruhunda depremler yaratmış. Ne zordur ana olmak. İki evlat arasında seçim yapmak. Ama başka çaresi yokmuş. Tek umudu Halil İbrahim'in Zeynep'i alıp getirebileceğine inanmakmış.

-Düş görmüş gibi olucen oolum. Sana bu gada yıl sonra gavuştuktan keri ayrılmek çok zor gelicek. Emme Zeyneb'i de orda bekledip durmek olmaz. İnşallah sağ salim git, sağ salim gızımı da alıp getii...

Sabah ezanında heybesine doldurdukları yolluklarla yolcu ederlerken, Hacı Süleyman Halil İbrahim'in yanına yaklaşım usulca eline para sıkıştırmış. Halil İbrahim itiraz etmeye kalmadan:

-Ben ne dedim sene oleee... Ben de senin buben sayılırın demedim mi? İtiraz etmek yok. Yolun uzun. Ne olcee belli olmaz. Yanında bulunsun. Anenin halini gördün. Bureye geldi geleli sizin için gizli gizli ağleyo. Ben çaresizlikten görmemişin gibi ediyodum. Emme şimdi işin şekli değişdi gari. Artık seni gördü tanıdı, gızına da gavuşmazsa iflah olmaz. Kendini tehlikeye atmadan et eyle gardeşini de al, tez vakitte gel. Bizim evimiz ardına gadar size açık. On boğazız doyuyoz çok şükür, iki daha eklense taa memnun galırız.

Halil İbrahim minnettar olmuş babalığına. Ayrılık vakti gelip çatmış. Anasının ellerini öpüp sarılmış doya doya. Ev ahalisi, kardeşleri de helalleşmişler. Dualarla yolcu etmişler onu. Rafiye koşup bi ibrik su almış gelmiş telaşla. Eşeğin sırtında giden yeni abisinin ardından tez elden dönsün duaları eşliğinde dökmüş suyu. Bilememişler gidenler bazen dönmezler...

..............................................

Halil İbrahim önce Dodurga'ya dönüp halasıyla vedalaşmış. Sonra geldiği yollardan gerisin geri dönmüş Yeniköy'e. Halasının gönderdiği sepettekilerle birlikte hısım akrabanın selamlarını da getirmiş. Darıveren ve anası hariç her şeyi güzel güzel anlatmış...

İlk fırsat bulduğunda meraktan deliye dönen Zeynep'i çekmiş bir kuytuya, müjdeyi vermiş. Anasının evlendiğini, bir sürü üvey çocuğu olduğunu, kocasının çok iyi biri olduğunu, kardeşlerinin onu çok iyi karşıladığını... Sonra da anasının güzelliğini, onları hasretle beklediğini...

Zeynep sevinçten deliye dönmüş. İmkan olsa bağıra bağıra ağlamak, ruhundaki bütün yükleri atmak istemiş ama elbette yapamamış. O günden sonra abisinin kendisini kaçırıp anasına kavuşturacağı günü beklemeye başlamış. Her fırsatta:

-Abee, bi taa anlatsene anamı... Nasıldı? Nelee dedi? Beni anladınca ne ettiydi? Evi güzeemi? Nasıl bi köyde yaşeyoo?

Abisi de her seferinde sabırla yeniden anlatmış. Günler, haftalar böylece geçip gitmiş. Halil İbrahim sürekli kardeşini de alıp nasıl gideceklerinin hesabını yapıyormuş. Bir türlü eline öyle bir fırsat geçmemiş.

Zaman zaman tezgahlarda dokunan çarşaflar Denizli'ye götürülür, satılırmış. Halil İbrahim kendi başına Dodurga'ya kadar gidip dönerek rüşdünü ispat ettiğinden, bu sefer Ülfet bu işi oğluna vermiş. Halil İbrahim bu ağır göreve layık görüldüğü için çok gurur duymuş. Mallar eşeğin heybelerine doldurulmuş. Ülfet tembih üstüne tembihte bulunmuş:

- Gözünü dört aç. Malları ucuza kapatmek isterlee. Sakın alttan alma. Bizim dokumalar en eyisidir. Bubam gelmedi deye fiyat kırmeyin deye karşı dur. Kendini ezdirme... Yolda yolakta dikkatli ol. Arada eşkiyaalaa eniyomuş dağlaadan. Millete dadanmışlaa. Soyup soğana çeviriyolaamış. Sakın malı çaldıren deme.

-Sen merak etme buba. Ben gözümü dört açarın. Canımı veririn malları vermen. Gözün arkada galmasın.

Helalleştikten sonra binmiş eşeğine, düşmüş yola. İkindiye doğru Goncalı köyünü geçmiş. Kuzgun Deresi kıyısından yavaş yavaş gidiyormuş. Denizli'ye varıp malları sattıktan sonra Pamukkale'ye de giderim, Hacı'nın lokantasında kelle paça da içerim diye hayaller kuruyormuş. Kurduğu hayalleri bir at kişnemesi bölmüş.

Ağaçların arasından 3 atlı çıkmış. Altlarında külot pantalonları, bellerinde kuşakları... İçine bir korku düşmüş. Biraz sonra karşı karşıya gelmişler. Adamlardan gümüş dişli olanıyla, oyalı poşulu olan atından inmiş. Sonuncusu atın üzerinden dalga geçer gibi:

-Şu oolana da bakın... Yüklemiş eşşeeni nereye gidiyo acabaa?

Gümüş dişli olan sıytırarak:

-Pek te parlakmış maşşallah. Bize mi geliyoodun olee?

Halil İbrahim'in başından aşağı kaynar sular dökülmüş. Babasının bahsettiği eşkiyalar bunlar olmalıymış. Eşeğini çevirse imkansız kaçamaz, atlarıyla hemen yakalarlarmış onu... Mecbur endişe içinde konuşmuş:

-Abee, bırakın beni yoluma giden.

Atın sırtındaki gülerek cevap vermiş:

-Bize gelmeyomuş dürzü... Tüh gari. Bak şindi çok üzüldük. Nereye bırakalım seni, deyive de gideceğin yere gadar da götürüverelim.

Yerdeki adamlar uzatmadan Halil İbrahim'i eşeğin sırtından indirmişler. Heybeye yönelmişler. Can havliyle arkalarından yapışmış Halil İbrahim.

-Abeee, etmeyin gözünüzü seveem. Bubam beni öldürüü. Bırakın da yoluma gidem.

Atın üstündeki haykırmış:

-Dutun şunu, zırleyip durmasın.

Adamlar kollarından yakalamışlar. Tartaklamaya, göz dağı vermeye başlamışlar. Ama Halil İbrahim kendini durduramıyormuş. Ellerinden kurtulmak için debelenip duruyormuş. Onun debelenişi adamları sinirlendirmiş.

-Ulen seni bize pareyle mi verdileee... Seni cavurun dölü seni. Hiç dayak yememişin sen belli oluyo. Dur dedik sene deemi?

Başlamışlar dövmeye. Halil İbrahim'in feryadı, yalvarmaları fayda etmemiş. Öyle kötü hırpalamışlar ki onu... Sonra da heybeyi de yanlarına alıp arkalarına bakmadan kaçmışlar. Halil İbrahim uzun süre kendine gelememiş.

Gözünü açtığında gecenin çoktan her yeri karanlığa boğduğunu farketmiş. Bütün vücudu alevler içinde yanıyormuş. Sonra böğründe şiddetli bir acı hissetmiş. Eliyle yokladığında eline bulaşan kanın ıslaklığını farketmiş. Bıçaklanmış...

Issız bir dere kenarında bir başına, sığınacak kimsesi yok. Geri dönecek olsa yüzü yok... Bacaklarını sürüye sürüye eşeğine ulaşmış. Üzerine kendini zor atmış. Yarı baygın bir şekilde Denizli'ye ulaşmış.

Haber Yeniköy'e ulaştığında Ülfet oğluna yetişmek için dört nala sürmüş atını. Zeynep arkasından gözyaşları içinde bakakalmış...

HER PAZARTESİ YENİ YAYIN


ROMAN PROJESİ BECERİKLİ KADIN'IN -HATİCE ÖZTÜRK- NOTER ONAYLI ÇALIŞMASIDIR. BÖLÜMLERİN HERHANGİ BİR YERDE İZİNSİZ YAYINLANMASI, KOPYALANMASI, DAĞITILMASI, PAYLAŞILMASI VB DURUMLARDA HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILACAKTIR.

1 yorum

  1. Ağlaya ağlaya içim dışıma çıktı. Naptın hatçem sen. Bekliyorum yeni bölümü acilen 😊

    YanıtlayınSil

Yorumunuz için teşekkür ederim.