HİDE

Grid

GRID_STYLE
false
TRUE

blog

HIDE_BLOG

Classic Header

{fbt_classic_header}

Header Ad

HABERLER

latest

SEDEF HASTALIĞI

Sedef... Bir kere yakalandınız mı kolay kolay kurtulamayacağınız sinir bozan bir illet. Öldürmez, güldürmez denilen cinsten. Bu yazımı...



Sedef... Bir kere yakalandınız mı kolay kolay kurtulamayacağınız sinir bozan bir illet. Öldürmez, güldürmez denilen cinsten.

Bu yazımı okuyorsan muhtemelen ya sedef hastasısın ya da bir yakının sedef hastası. Bir sürü doktora gittin. Milyon çeşit tedavi araştırdın.  Sitostatiklerden kortikosteroidlere varana kadar çeşit çeşit ilaç tedavileri gördün. Yetmedi ışın tedavisi denedin. Çok ileri gidip kemoterapi deneyenler bile var, en azından sen o noktaya inşallah gelmedin.

Ama nafile değil mi? Ne kullanırsan kullan bir süre rahat ettin ama peşinden katlanarak geri geldi. İşin kötüsü kortizonlu pomadlar kullandıysan artık cildin daha çok yırtılmaya, kanamaya da başladı. 3-5 günlük rahatlık için onu da  feda ettin. Baktın olmadı, avuç avuç para döküp umut tacirlerine kaptırdın. Giden paraya değil, yıkılan umuduna üzüldün.

Senin benim sedef dediğimize tıp psoriasis diyor. Ama bu var olan sorunu çözmüyor. Neden çözmediğini hiç düşündün mü? Marsa uzay aracı gönderen insanoğlu şuncacık cilt hastalığına çare bulamadı mı gerçekten? Bu sana inandırıcı geliyor mu?

Bana hiç inandırıcı gelmiyor. Anlatıyorum şimdi, hazmede hazmede oku. Yakın tarihe kadar ilaç firmaları yoktu. Ecza diye bir şey vardı. Eczacılıkta okuyanlar nebatı bilirdi. Neyin içinde ne var, etken maddesi nedir? Nasıl kullanılırsa ne sonuçlar doğurur bilirlerdi. Hekimler eğitimlerinde ilaç hazırlamayı öğrenirlerdi. Farmakoloji denilen şey henüz ilaç firmalarının tekelinde değildi. Ve o dönemlerin gelişmemişliği göz önüne alınırsa günümüze göre çok öndeydiler.

Şimdi olan ne? Olan şu arkadaşım. Artık farmakoloji derslerinin ders kitaplarını ilaç firmaları finanse ediyor. Yani canları ne isterse (kendi ürettikleri ilaçları göz önünde bulundurarak elbette) onu yazdırıyorlar. Eczacılar nebatı bilmiyor. İlaç etken maddelerini öğreniyorlar. Her şey bu etken maddelerin etrafında dönüyor. Mümessil geliyor. Şu şu şu şu deneylerden yüzde bilmem kaç denekte şu sonuçları verdi. Düşük iyileştirme fazlasıyla bedenin işleyişini bozma, hatta ölümlere vardıracak kadar kötü toksik yüklerine rağmen, şu şu şu ilacı tercih etmeleri gerektiğini doktorlara anlatıyorlar. Daha doğrusu pazarlıyorlar. Doktorlar da teşhis koymaktan başka yapacakları başka iş kalmadığı için ilaç firmalarının katipliğini yapıyorlar. Yani demem o ki... Fena halde pis bir kısır döngünün içindeyiz.

Eee, ne yapalım. Tıbbı terk mi edelim. Elbette hayır. Hepimizin doktorlara, eczacılara, hastanelere ihtiyacı var. Demek istediğim bu değil. Ama sorgulayalım. Her şeyi gözü kapalı kabullenmeyelim. Gerçi ben de amma martaval okudum değil mi? Sonuçta çeken ben değilim... Ama benim de çektiğim bir çok sağlık sıkıntım var. Maalesef günümüz insanı gibi...

Şimdi gelelim yine sedefe. Şöyle bi düşün. Geçmişe doğru bi git. Sedefinin ilk başladığı zamana... O zamanlar bağışıklık sistemini zorlayan bir hastalık geçirmişmiydin? Grip ya da gebelik bile olabilir. Öyle aman aman ciddi hastalıklardan bahsetmiyorum yani. Ya da ağır bir stres altına girmişmiydin? Bağışıklık sistemimizin zafiyet geçirmesi için illa hasta olmamız gerekmez. Streste onu yerle bir edebilir. Eminim düşününce "aaaa, evet ya. Ben o vakitler şöyle sıkıntılı bir dönem geçirmiştim" diye hatırlarsın. Demekki bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla bedenindeki işleyiş bozuldu. Bu bazen iç sistemlerimizde olurken bazen de cildimizde nükseder. Sende ciltte nüksetmiş.

Cilttekilerin adları -sedef, egzama, lipus, mantar vb.- olsada sebep bana sorarsanız tektir. Burdan çıkaracağımız sonuç nedir? Bağışıklık sistemi önemli. Onu sağlam tutmalıyız. Peki bunu nasıl yapacağız. İyi beslenerek, düzenli uyku, hareket, bol güneş, bol hava.. Su! Su! Su!

Su önemli. Çünkü su bedenimizde dolaşan pislikleri yıkıyor. Bi kere sen çok kötü besleniyorsun. Bedeninin ihtiyacı olanı değil, kolay olanı, lezzetli olanı seçiyorsun. Sonra içtiklerine bir bak. Hepsi birbirinden beter. Hepsi toksik yüküyle dolu. Toksikin zehir olduğunu biliyorsun değil mi? Ya hava. Doğal gaza geçince hoop tertemiz olamadı. Çünkü ormanlar yanıyor. Ya uyku. Artık hepimiz gece kuşuyuz. En son akşamın saat onunda yattığın zamanı hatırlıyormusun? Elbette hayır. Sen gececisin.  Seviyorsun geç vakitlere kadar ayakta kalmayı. Çalışıyorsan ertesi sabah yataktan dayak yemiş gibi kalkıp işe gidiyorsun. Çünkü bedenin  uyurken yaşam hormonlarını salgılayacağı saatte, sen televizyonda bilmem ne dizisini izliyordun. Çalışmıyorsan daha fena. Bedeninin saat ayarlarını allak bullak ediyorsun. Çünkü öğlen vaktine kadar, gece alamadığın uykunun acısını çıkarıyorsun. Halbuki o saatlerde bedenin için önemli şeyler olacaktı. Yine bunları kaçırdın. Yetmedi... Elinde telefon. Hemde aralıksız 7x24. Onu bıraktığında ekran karşısındasın. Ondan sıkıldığında pc... Gelsin radyasyonlar. Ohhhh. Misss. Biraz daha bozalım kendimizi. Su! Su! Su!

Çok kirlendik. Öyle böyle değil. Su içelim. Doktorlar diyor ki günde 2 litre su içmek şart. 2 litre su haaa. Ama ben içemem. Yahu 2 litre su içemem diyorsun ya... İfrit oluyorum. 2 litre su bi kere senin bedenini temizlemeye yetmez. Orası da ayrı mesele. Burayı azıcık açıyorum şimdi. Gözünü dört aç.

Şimdi senin ailen 4 kişilik. Sofraya oturup yediniz içtiniz. 4 kişilik bulaşık ne kadar olursa o kadar bulaşık çıktı. Giriştin yıkamaya. 4 tabak, 4 çatal, 4 kaşık, 4 bardak. Hadi iyi bi şeylerde yedin. Salata tabağı da olsun. Haliyle tencereler de boşaldı. Şimdi yıkarken bi düşün. Ne kadar su kullandın? Ne kadar su bu kadar bulaşığı yıkamaya yetti. Diyelim ki 30 litre su harcadın. Abarttın demeyin sakın. Bir araştırmaya göre bir makine dolusu bulaşık elde yıkandığında 126 litre su harcanıyormuş. Bu durumda 4 kişilik bulaşıkta 30 litre su harcanabilir. Buraya kadar tamam. Şimdi gelelim asıl meseleye. Sana misafir geldi. Bu akşam sofrada 16 kişisiniz. Yediniz içtiniz. Sıra geldi bulaşıklara. Kaç litre su harcarsın. 4 kişiyken 30 litre harcadığına göre şimdi 120 litreye yakın su lazım. Azıyla da yıkayabilirsin elbet. Yarıya düşür. İktisatlı kullan. 60 litre. Ama 30 litreye düşüremezsin. Düşürürsen yağlı kalır bulaşıklar. Ya da deterjandan arıtamazsın. Su akacak ki deterjan ve pislikler akıp gitsinler.

Gelelim sana. 40 kiloysan 2 litre su senin için yeterli. Ama 60 kiloysan bedeninde kirlenme var demektir. Hele 80 kiloysan eyvahlar olsun. Sedef te olursun, kanserde... Allah korusun tabi. Ama sen de koru be kardeşim. Bak şimdi iyileşmek için daha fazla zehir alıyorsun bedenine. Yeme ama su iç. İç ki seni hasta eden toksiklerden kurtul.

Senin cilt hücrelerin 3-4 günde yenileniyor. Sanki peşinde atlı koşturuyor gibi. Doğuyor, olgunlaşmaya sıra gelmeden cilt hücrelerin öldüğünü düşünüp yenisini üretiyor. Deriden bir yığın oluşturuyor orda. Oysa 21 günde yenilenmeli. Cilt hücrelerin tıpkı bir canlı gibi doğmalı, büyümeli, olgunlaşmalı ve ölmeli. Kortizonlarla zorla öldürünce döngü değişmiyor. Hücrenin kendisinin iyileşmesi lazım. Üstteki yığılmış derideki kabukların yok olması değil...

Bunun için işe suyla başlayacaksın. Başka yolu yok. Bunu bi kere kafana yaz. Tabi bu kadarla bitmiyor. Devamı gelecek. Azıcık sabırlı ol. Zaten bu kadar yazarak kendimi aştım. Daha fazla zorlamayayım ne seni, ne kendimi... Yine yazmak için motivasyonum olursa en kısa zamanda yazarım. Belki beni motive etmek istersin. Yorum yazarak işe başlayabilirsin. Severim ben yorum okumayı. O zaman pandomim yapmış gibi değil de karşılıklı sohbet ediyormuşum gibi hissediyorum. Bu arada kızsan da yaz. Valla bak yorumunu yayınlayacağım. Sana söz.

O zaman bir sonraki yazımda görüşelim mi? Şu an saat gecenin 02.00 si. Eee hani çok kızdıydım erken uyumadın diye... Kızarım tabi. Sen bana ne bakıyosun. Hocanın dediğini et, gittiği yoldan gitme. Gecenin mesajını da verdim hazır, o zaman ben kaçar. Kendinize iyi bakın. Sağlıkla kalın.

2 yorum

  1. Cok faydalı şeyler paylaştın ablacım tesekkur ederım sonundada baya guldum okurken o tatlı tatlı kahkahanı duyar gıbı oldum cok tatlısın paylaşımlarına bayılıyorum

    YanıtlayınSil
  2. Balım, aslında yarım kalmış bir yazı gibi oldu bu. İnşallah tamamlayacağım ama. En kısa zamanda. Ve çoook tatlısın. Çok teşekkür ederim 💖💖💖

    YanıtlayınSil

Yorumunuz için teşekkür ederim.