HİDE

Grid

GRID_STYLE
false
TRUE

blog

HIDE_BLOG

Classic Header

{fbt_classic_header}

Header Ad

HABERLER

latest

BEN KÜÇÜK BİR KADINIM 8. BÖLÜM 8

K oca yürekli Hacı Süleyman’ın ölümünden sonra Kayalar hanesi, uzun zaman baş sağlığı dileyenlerle dolup taşmış… Yine de herkes gittiğ...




Koca yürekli Hacı Süleyman’ın ölümünden sonra Kayalar hanesi, uzun zaman baş sağlığı dileyenlerle dolup taşmış… Yine de herkes gittiğinde kocaman bir boşluk kalıyormuş geride. Allah'tan iş, çoluk çocuk yükü nefes aldırmıyormuş hiç birine. Bu sayede acılara yoğunlaşacak zaman bulamıyorlarmış.

O bahar yine ova işleri tüm hengamesiyle başlamış. Ama bu yıl baharla gelen yağmurlar bir türlü gelmek bilmiyormuş. Herkes ya yağmur yağmazsa diye kara kara düşünmeye başlamış. Yağmur olmazsa ekin olmaz… Yiyecek olmaz… Büyük kıtlık başlarmış. Zaten karın tokluğu için ekip biçiyorlarmış. Köylüler büyük sıkıntı içine düşmüşler.

Gözler gök yüzünde bulut arar olmuş. Ama yokmuş. Gelmiyormuş bir türlü… Bahçelerdeki fidelerin boynu bükülmüş, ekinler çimlenemeden kurumaya başlamış. Köy imamları haber salmışlar. Bir kaç kez yağmur duasına çıkılmış. Ama nafile…

Artık arıklardan akan sular da çekilmeye başlamış. Önceden şarıl şarıl şarlayan, arıklara dolup taşan su çocuk kolu kadar kalmamış. Çaresizce tarlalarını bu suyla sulamaya çalışıyorlarmış. Dönüm dönüm arazi, iplik kadar suyla sulanır mı? Ama o su öyle kıymetliymiş ki… Sırayla sulama yapıldığından bi sonraki sulama yapacak olana su kalmadığı oluyormuş. Durum böyle olunca, bazı köylüler emekleri heba olmasın diye sırayı çiğneyip, gizlice kendi bahçelerini sulamaya kalkışıyorlarmış. Derken tahammüller bitmiş ve silahlar çekilmeye başlanmış.

Selehattin, sabah ezanından almış küreğini almış, sulama sırası onda olduğu için tarlasının yolunu tutmuş. Ortalık henüz alacakaranlıkmış. Şafak sökmek üzereymiş. Eşeğinin sırtında, yılan gibi kıvrılan topraklı ova yollarından ilerliyormuş. Sabahın serin esintisi yüzünü yalayıp geçerken, uyanan tabiatın keyfini çıkarıyormuş.

Demirolu Bükü’ndeki tarlasına ulaştığında, eşeğinden inip onu bir ağaca bağladıktan sonra, küreğini omuzuna atıp su arığına doğru yürümeye başlamış. Ayağındaki lastik ayakkabılar, yeni yeni baş çıkaran ayrık otlarını, çöyür dikenlerini eze eze ilerlemiş. İlerdeki selvileri dönünce arığa ulaşacakmış.

Selvilere yaklaştığında bir gölgenin, hızla arıktan koşarak uzaklaştığını görmüş. Demek ki biri su sırasını beklemeden, suyu kendi tarlasına çevirmiş. Öfkenin bedeninden yukarı tırmandığını hissetmiş:

-Seni gara canından yanasıca… Köpeen ooluu! Dur lennn!

Bağırarak gölgenin peşinden koşmaya başlamış.

Öndeki adam arkasına bakmadan var gücüyle kaçıyormuş. Elindeki küreği, o koştukça sağa sola çarpıyormuş ama elinden bırakmıyormuş. Selehattin ufak tefek bi adam olduğundan hızlıymış. Ve sonunda aradaki mesafeyi kapatmayı başarmış.

Küreğini var gücüyle koşan adamın sırtına doğru fırlatmış. Darbeyi alan adam –yandım anam!- feryadıyla, yüz üstü yere kapaklanmış. Nefes nefese adamın yanına varan Selehattin yerdeki küreğini eline alıp:

-Oleee! Dürzüüü! Seni kerhanecinin dölü seni… Dön baken kimsin sen?
Adam inleyerek döndüğünde şaşkınlıkla bakakalmış. Kapı komşuları, yakın arkadaşı Ellez… İkisi de önce ne diyeceklerini bilememişler. Sonra ilk hamle Ellez’den gelmiş:

-Çekil yolumdan. Seni başıma jandarma mı duttulaa. Kendi işine baksene sen. Kemikleemi gırdın. Eğer ben de bunun acısını çıkaamazsam senden adam değilin. Bundan keeri kork benden Seleddin.

Selehattin hiç beklemediği bu çıkışa öfkelenmiş. Hem suçlu hem güçlü. Pişkin pişkin onu tehdit eden Ellez’in yakasından tuttuğu gibi yumruklamaya başlamış. Bir yandan da:

-Seni deyus seni! Hem suçlu hem güçlümü oldun? Cavırın oooluu! Utanıceene bi de tehdit ediyon öölemi? Elinden geleni ardına goymaa… Topunuz bi gelin. Hepinizi dürüp atmazsam bene de Seleddin demesinleee…

Çok fena girmişler birbirlerine. Ağır hakaretler etmişler. Ellez gözü kara, deli dolu, yapılı bi adammış. Yıllarca arkadaşlık, komşuluk ettikleri adamla düşman olmaları çok fena olmuş. O günden sonra Selehattin’in kendini kollaması gerekiyormuş.

Bu olay evdekilerin çok canını sıkmış. İki aile yakın dostken iki düşman olmuşlar. Artık çocuklar bile birbirleriyle oynamıyormuş. Kadınlar konuşmuyor, erkekler ise üzerlerinde tabancalarıyla geziyorlarmış.

Derken Ellez’in ailesinden bir kadın, bir gün gelip Zeynep’e:

-Ellez abem hırlı mı sanıyon sen? Onun ettikleeni bi bilselee eğee ne garısı galıı, ne çocukları. Bubası da evden govaa.

Zeynep sonrasında duyacağı sözlerden korkmuş:

-Gadın aba… Bene deme bişee. Biliyon zaten ortalık garışık. Sonra bişey oluu, benden bilinii. Ben hiç duymeyen, bilmeyen…

Kadın geri adım atmamış:

-Gı sen demedikten keeri kim nerden duyucek. Bu zottirik, köyün odasına köçek getirdiyomuş. Yokarı köyden Hıdır abegillen garı oynadıyomuşlaa. Bi de Hıdır abeenin bacanağı yokmu? Hani Acıpayam’da gumeş dükkanı açan… İşde onun garısıyla işi bişimişlee. Yalınız kimselee bilmeyo daha. Ben senin yerinde olsam gideee Ellez abeenin bubasına bööleyken bööle deye anladırın. Bubası onu bi güzee tımarlaa. Yola getiriii. Zaten bubasının eline bakıp duruu. Başka çaresi mi vaa canım. Aradeki düşmanlık da bitee. İki gonşusunuz şurda. Mecbur barışıısınız.

Zeynep duyduklarına çok şaşırmış. Duymamış olmayı yeğlermiş ama duymuş bi kere. Yalnız Kadın ablasının dediğini yapmayı düşünmüyormuş. Duyduklarını kendine saklayıp, unutmaya karar vermiş.

O kararını bu yönde verse de, Ellez’in yaptıkları köyde duyulmaya başlanmış. Ortalık iyice karışmış. İşin kötüsü Kadın abla heryerde, bu dedikoduyu yayanın Zeynep olduğunu fısıldamış. Ellez’in kulağına da gitmiş bu bilgi. Artık düşmanı sadece Selehattin değil, Zeynep’mişte…

Sonrasında Zeynep için tarlaya gitmek korkulu rüyaya dönüşmüş. Her an Ellez’in ona kötü bir şey yapacağı endişesiyle sürekli tetikteymiş.

Bir gün büyük çocuklarını da alıp ovaya gitmiş. Üzerindeki eteği kirlenmesin diye çıkarıp, katlayıp bi taşın altına koymuş. Eski eteği belinde, elinde çapasıyla çapaya başlamış. Çocukları da minik çapalarıyla annelerine yardım ediyorlarmış. Yan tarlada Ellez’in de karısı ve çocuklarıyla çalıştığını görmüş. Endişe içinde işine devam etmiş.

Bir süre sonra bir şeyler atıştırmak için gölgeye çekildiklerinde, eteğinin yerinde olmadığını görünce yüreği ağzına gelmiş. Anlamış ki, Ellez eteğini aldı ve ona iftira atacak… O kadar kolaymış namusunun kirlenmesi…

Korkuyla Süleyman’a:

-Anaam. Ellez amcengilin tarlası vaa ya?

-Hıııı….

-İşde, oreye sessizce git. Emme dikkat et seni kimselee göömesin. Ağeçlerin ardına saklana saklana git eyi mi?

-Anaa. O adamdan korkuyon ben. Ya beni yakalaasa…

-Korkma oolum. Sene bişey edemez. Onun derdi beniilen. Emme kendini gösteeme sakın. Eşşekleeni baaladıkları yere git. Ellez amcenin eşşeenin heybesine bak. Benim eteğimi aamış gancık köpek. Onu bul al da gel emi oolum?


Eşekler bulundukları yerden görünüyormuş. Tarlanın kenarındaki ağaca bağlı duruyorlarmış. Ellez’le ailesi tarlanın diğer ucunda çalışıyorlarmış.

Süleyman sessizce, ağaçların arkasına gizlene gizlene eşeklerin yanına gitmiş. Korku içinde, çevresini kollayarak heybeye elini atmış. Eline ilk gelen şey annesinin eteğiymiş. Aldığı gibi geri dönmüş.

Zeynep oğlunu, yüreği ağzında izlemiş. Elinde eteğini görünce rahat bir nefes almış. Ellez’e karşı daha da dikkatli olması gerektiğini bu olayla anlamış. Bundan sonra sürekli uyanık olması gerekiyormuş.

Aradan geçen bir yıl bu düşmanlığı azaltacağına daha da körüklemiş. Aradaki kovucular külleri korlamak için mekik dokuyorlarmış. Kimsede huzur kalmamış. Üstelik Zeynep beşinci çocuğuna hamileymiş. Şerife bebeği –İfakat- 2 yaşında çocuk, diğerleri de günden güne büyüyorlarmış.

Bir yıl önce İfakat bebeği bir türlü gelişemeyince köyün hocası:

-Zenep bılla… Bu çocuğun adı buna ağır geemiş ellem. Ondan gelişemeyo deye düşünüyon ben. Bunun adını değişdirin siz. Bakın ondan keeri nasıl böyüücek. Goca gız olcek.

Bunu evde anasına, eşine anlatmış. Onlar da öldü ölecek derken bir yaşına gelen kızlarının adını değiştirmeyi çare olarak görmüşler. Ve o günden sonra İfakat’i Şerife diye çağırmaya başlamışlar.

Hayat bazen insanı şaşırtır ya hani… İşte İfakat bebeğin adının Şerife oluşundan sonra olanlar da öyle şaşırtmış onları. Onlar her Şerife dediklerinde bebekleri canlanmış, kanlanmış… Kara yüzü ağarmış. Cılız bedeni etlenmiş, butlanmış. Çirkin ördek yavrusundan güzel bir kız çocuğuna dönüşmüş. Bu gelişmelerle rahat bir nefes almışlar. Artık Şerife 2 yaşındaymış ve sağlıklı bir çocukmuş.

Selehattin o gün işi olmadığı için, alçak toprak damlı kahvede geçirmiş gününü. Akşam ezanı okunmaya başlayınca ayaklanmış:

-Abovv. Ole, aaşam olmuş ya. Ben eve giden gari. Namazı da gaçırcen. Haden size eyi aaşamlaa.

Nebi oturduğu yerden:

-Muhabbetimiz de bek güzeldi emme. Hurda camiye gidivereem. Namazı orda gılalım arkıdeş. Az daa otur.

-Yok arkıdeş yok. Yaveş yaveş giden ben. Vakit geç oldu. Evli evine köylü köyüne…


Allaha ısmarladık deyip çıkmış kahveden. Kayalar mahallesine giden yoldaki köprüyü geçmiş. Sağ yola sapıp, evlerine giden toprak yoldan, dere boyu yürümeye başlamış. Akşam vakti olduğundan sokaklarda in cin top oynuyormuş.

Derken arkasında bir hareket hissetmiş. Bi anda içi ürpermiş. Hislerinin yoğunluğuyla elini cebine atmış ama çıkarmaya fırsat bulamadan sırtına dayanan tabancanın soğuk ağırlığıyla olduğu yerde kalmış. Tabancayı tutan elin Ellez olduğunu anlamış:

-Beni mi öldürücen len? Burda sokağın ortasında?

Ellez’in tıslaması duyulmuş:

-Gonuşma len! Yörü önümden. Eğee bi şey etcek oluusan olduğun yere çivilerin seni. Yörüü…

Selehattin yürümeye başlamış. Bir yandan kurtulma planları yaparken bir yandan peş peşe Ayetül Kürsi okuyormuş. Rahmetli babası Hacı Süleyman her zaman:

-Yola yolağa çıktığınızda, sıkıntıya düşdüğünüzde, tehlikeye girdiğinizde Allahülee’yi yedi kere okuyun. Her birini sağınıza solunuza, önünüze arkanıza üfleyin. Ondan keri Allaaa sığının. Onun izniyle hiç bişey olmadan sağ salim gurtuluusunuz.

Selehattin babasının bu sözlerini ezber edip gerçekten de her sıkıntıya düştüğünde tembihlediği şekilde okurmuş. Ve çok sefer korunduğuna şahit olmuş. O yüzden şimdi yine çareyi Ayet-ül Kürsi’de bulmuş. İçinden okuyup okuyup üfelemeye başlamış.

Ellez’in tabancasının demir ağzı, sırtındaki baskıyla onu afyon tarlalarına doğru sürüyormuş. Çevrede kimseler görünmüyormuş. Haliyle, akşam vakti… Kimi namazda, kimi sofrada. Kendi kendine sövmüş:

-Bok varıdı bu gada saat gayfede oturcek… Git evine çoluğun çocuğunun başında dur deemi…

Umutsuzca ilerlerken bu iç sesiyle karısı ve çocukları düşmüş aklına. Ardından ölmüş anası, babası, ablası…

Artık toprak yoldan epey uzaktaymışlar. Tarlada ilerlemeye devam ediyorlarmış. Ellez konuşmuyormuş. Kurbanını önüne katıp güden koyun çobanı gibi, elinde tabancasıyla Selehattin’i ileri sürüyormuş.

Derken Selehattin bir şey farketmiş. Ellez’in sırtına dayadığı tabanca titriyormuş. -Demek ki Ellez korkuyo- diye düşünmüş. –Adam öldürmek goley mi canım, neede bunda o ciğer?-

Artık bir umudu varmış. Onun korkusundan faydalanıp, bi punduna getirip elinden kurtulabilirim belki diye düşünmeye başlamış:

-Ellez. Benim dört dene, senin de üç dene çocuun vaa. Benim bi de yolda olanı sayasek beş etcek dee mi?

-Gonuşma len, yörüüü!

-Yörüyon zaten. Aldın götürüban beni. Sen bi de baken bi… Hindi beni öldürcen ya sen…

-Eeeee? Ne demeye getiriyon lafı?

-Ben öldüm deyelim. İllaa senden bilceklee bunu. Bunu da bilip durusun. Seni de alıp dama atceklee.

-Buluula sa ataalaa…

-Ne gadaa saklancesin arkıdeş. Eninde sonunda buluulaa. Candarmadan kim gaçmış bu zamana gadaa da sen gaçıcesin?

-Ne zırveleyip duruyon sen? Hem sene ne benim ne olceemden? İstee dama ataala, istee gaçarın.

-Yok arkıdeş ööle değil. Ben şindi ölünce benim çocuklaa yetim galcek. Garnında çocukla garı da dul galcek. Seninkenlee de bi nevi ööle olceklee. Başda adam olmeyince ne etcek bizim garılaa? Mecbur o gada çocukla kendi kendilerine olameceklerine göre başka adamlara varceklee…

Ellez hiddetle bağırmış:

-Zeenep yengeyi bilmen emme benimkee kimselere varmaz! Deli deli gonuşup durma!

Selehattin bu sözle yıldırım çarpmışa dönmüş. Onun ince ayarlarını bozan Zeynep’i için şu söylediği söz… Ona iftira atabilmek için çevirdiği dolapları da biliyormuş. Bu yüzden daha önce de gırtlak gırtlağa gelmişler ama… Şimdi öfkelenip herşeyi berbat etme zamanı değilmiş. Kendini frenleyip:

-Sen varmaz san. Ne etcek garı. Gep genç, seni mi beklep durucek. O vaamasa bubası verii onu. Başda adam olmadan ömür mü geçirii sanıyon?


Ellez’in eli daha da titremeye başlamış. Selehattin bir yandan konuşurken bir yandan da o silahı Ellez’in elinden almanın fırsatını kolluyormuş. Konuşmaya devam etmiş:

-Sen gari ya damlaa da çürüüsün, ya da dağlaa da. Senin çocuklarıda, benimkenleri de ellerin adamları böyüdüü.

-Seleddin, sus dedim sene. Beni gandıramazsın. Ya sen ölçen, ya ben. Sırtıma küreği çakmadan eveli düşünceedin bunları. İş işden geçdi garii.



-Ole deyus, maydem kürek zoruna gitti. O zaman ne demeye gizli gaçak milletin suyunu çalıyodun? Haram işleeken kürek yeyiceen aklına gelmedi mi? Hem ben ne bilen önümden gaçanın sen olduğunu?

-Sanki bilsen bırakııdın beni?

-Bırakmazdım emme o gada da silkelemezdim canım. Cavur damarın duttu bi de daban diredin benee. Sen olsen ne ederdin?

-Bak arkıdeş, bu işin geri dönüşü yok gari. Bi yo ağzımdan çıkdı. Herkesin içinde Seleddin’i vurcen ahdım oosun dedim. Şindiden sonra da tükürdüümü çiinemen ben. Ellerin yüzüne bakıcek yüzüm gaamaz. Hem Zeenep bılla da rahat durmadı. Neyim vaa neyim yok döktü batırdı ortalığı. Garılı gocalı mafettiniz beni.

-Oleee, o işin aslı ööle değil. Zeeneb’in o dedigodulaarla hiç bi ilgisi yok. O lafları çıkaran senin kendi yengen. Zeenep nerden bilcek senin ne bok yediğini? Bi de utanmadan iftira atcen deye pusu gurup durdun. Yarın onun hesabını nasıı vercen acaba. Günahsız yere boşuna suçlayıp duruyon.

Ellez duraksamış. Selehattin’in söylediklerini kısa süre düşünüp:

-Bene bak len. Kimsenin yüzüne bakcek yüz bırakmadınız bende. Hem neyse ne garii… Olan oldu ölen de ölcek…

-Eyi bakam. Ölen ölsün, dama düşen düşsün. Garıyı başkası aldığında nasıı bakcesin elleen yüzüne? İşin o yanını düşünme sen. Sonra düşüncek çok vaktin oluu nasıı oosa. Hem bi oda deyil, sen beni vuruusen benim abeelem seni yaşadıı mı? Gan davasına dönee bu iş habarın olsun. Seni bulamasala da çoluğunu çocuğunu bulceklee… Böle bu işlee arkıdeş. Bişey edeeken eyi düşünüp daşınıcen. Allah biliyo ya benim canımdan gorkum yok. Vurceesen vur. Hatta şindi vur.


Beklemediği anda yüzünü Ellez’e dönmüş. Ellez’le göz göze gelmişler. Yıllarca arkadaşça baktığı gözlerde kararsızlık varmış. Bu ani dönüş Ellez’i şaşırtmış. İstemsizce bir anda tetiğe basmış:

-Tık.

Sesi duyunca panikleyip tekrar basmış, sonra tekrar… Her seferinde aynı ses:

-Tık…

Selehattin fırsattan istifade arkasına bakmadan koşmaya başlamış. Ellez ise şaşkın şaşkın hala arkasından tetiğe basmaya devam ediyormuş. Araları epeyce açılmış. Sonunda o tanıdık ses yankılanmış… Silahın tutukluğu geçmiş. Ama artık Selehattin’i vurabilmesine imkan yokmuş. Aralarındaki mesafe onu kurtarmış.

Eve geldiğinde nefes nefese yer döşeğine yığılıp kalmış. Betinin benzinin atmış hali herkesi telaşlandırmış. Yeni yeni farkediyormuş yaşadığı tehlikenin büyüklüğünü. Zeynep endişeyle sormuş:

-Olee, ne oldu? Ne bu haalın?

Selehattin:

-Bi su getirin bi önce. Dilim damağım gurudu. Ondan keeri anladırın.

Rabia hemen testiyi almış getirmiş. Toprak bardağa koyduğu suyu babasına uzatmış. Suyu içen Selehattin:

-Ellez beni pusuya düşüüüdü. Dabancayı dayadı sırtıma, yokarı tarlalara gadaa götüüdü. Beni vurmeyi kafasına goymuş.

Hatice duyduklarıyla fırlamış yerinden. Dizlerini dövmeye başlamış:

-Ah garii… Başımızda bi sen galdın, sene de bi şey oluusa ne ederiz biz? Naha dürzü. Irahat durmecek mi gı bu? Neyimiş gı bu inat? İnadını köpeklee yesin!


Zeynep araya girmiş:

-Anaa, du bi sakin ol. Bi dinleyelim bakalım.

Sonra kocasına dönüp:

-Eeeee? Naalı gurtuldun elinden? Seni vurmekten vaz mı geçti?

-Yok oleee. O dilki vazgeçee mi? Vazgeçiren deye olmecek laflaa ettim. Emme –bi yo ağzımdan çıktı gari, tükürdüümü yalıman ben- deye daban diredi.

-Nalı gaçdın o zaman?

-Sonunda vurceesen vur dedim, döndüm yüzüne. Yüz yüze gelince cavırın eniği basdı tetiğe.

-Abovvvv! Vuruldun mu oolum? Bi şey oldu mu sene?


Hatice yine ayaklanmış, Selehattin’in üzerinde kan varmı yokmu diye incelemeye girişirken:

-Yok ana yok. Otur telaş etme. Çok şükür silah dutukluk yapdı. Peş peşe sıktı emme patlamadı. Ben de o aralık elinden gurtuldum, dabanları yağladım gaçtım.

Zeynep heyecanla:

-Biz dabanca sesi duyduk emme ya. Abooo senin içinmiydi gı ooo? Emme dutukluk etti deyon…

-Epey areyi açdıktan sonra patladı dabanca. Eğer yanındeykin patlayeydi şindi ben yokdum. Goca rabbım gurtardı beni. Demek alcek nefesimiz, içicek suyumuz varmış.


Çoluk çocuk herkes heyecanla, sus pus dinlemişler olanları. Hatice’yle Zeynep kah oturup kah kalkmışlar. Hem üzgün, hem korkmuş hem de öfkeliymişler.

Hatice ayaklanmış:

-Bak sen şu deyyusa. Gözünü kırpmadan vurceedi seni emi? Naha cavurun eniği! Pusuya mı yatmış seni öldürceen diye? Süleeman, goş Muhitten emminle İbraam emmini çağır. Hemen geeesinlee.

Zeynep telaşla:

-Aneciim, bi dur. Şindi çocuk dışarıya salını mı hiç? Allah gorusun. Sinmişdir bi yere, çocuğu hilen vuruu. Belli oomaz onların işleri. Accık bi salim kafeyle düşüneem. Bu iş bööle gan davasına dönee gidee Allah etmesin.

Gerçekten de küçük bir kıvılcımla çıkan olay büyük bir yangına doğru ilerliyormuş. Kayalar’ın evinde huzur kalmamış. Herkes endişe içinde… Acilen bir şeyler yapmak gerekiyormuş ama ne?

Zeynep gece olup yattığında, yan odada annesiyle birlikte yatan kuzularını düşünmüş. Sonra karnında büyümekte olan bebeğini. Kocası ölürse hepten başsız kalacaklarını farkedip ürpermiş. Baba yok, koca yok… Kadın başlarına ne yaparlar? Çaresizlik içinde kıvranan zihnini yatıştırmaya çalışarak, sabahları sabah ederek gecelerini geçirmeye başlamış.

Küçük kadın Zeynep… 4 çocuk annesi… Bir tane de karnında… Henüz 25 yaşında. Kendisini döven kocasını öldürecekler diye korku içinde. Zeynep korkuyu iyi bilir ya hani. Direniyor. Ama bilmiyor ki çok daha büyük korkular pusu kurmuş beklemekte…


HER PAZAR YENİ YAYIN


ROMAN PROJESİ BECERİKLİ KADIN'IN -HATİCE ÖZTÜRK- NOTER ONAYLI ÇALIŞMASIDIR. BÖLÜMLERİN HERHANGİ BİR YERDE İZİNSİZ YAYINLANMASI, KOPYALANMASI, DAĞITILMASI, PAYLAŞILMASI VB DURUMLARDA HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILACAKTIR


2 yorum

  1. Yazım diliniz akıcılığı muhteşem. Hiç sıkmadan su gibi akıyor. Tebrikler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz beni çok mutlu etti. Çok teşekkür ederim. Varolun 🌸

      Sil

Yorumunuz için teşekkür ederim.